“—gül’ün dikenini kırmışlar… “artık benim ismimi değiştirin, bir daha ne gülerim, ne de kokarım” demiş! Yani sevgilim küçük bir tartışma oldu diye, senden vazgeçermiyim hiç, sevmezlik edermiyim sanıyorsun, yanılıyorsun. Ben seni hatalarınla sevdim, yanılmadım hiç!”

Yani demem odur sevgilim! Seni bana yar etmezler. Çünkü onların derdi sömürgecilik; petrol nerede, elmas nerede, lüks âlemler nerede onlar oradalar. Şimdi sıra aşkta! Şimdi sıra bizde sevgilim…

Gün olur saçlarına değen rüzgârı kıskanırdım; gün olur gözlerine düşen yağmur damlacıklarını; gün olur tenini yakan güneşi… Şimdi sen söyle, unutur muyum seni hiç! Unutabilir miyim? Yüreğime en ağır taşlar basılmaz mı sanıyorsun, kendimi en kızgın çöllere hapsetmez miyim sanıyorsun… Ben seni sevdiğimde anladım Allahın kudretini. Sevdikçe seni, Allaha dua ettim. Bir dilim ekmek ve bir damla su için, vazgeçtim her şeyden…

Ne işim var nede param; sana verebilecek güzel bir hayatımda yok sevgilim. Kan kokuyor odam… Yokluğunun ayak izleri hiç bu kadar korkutmamıştı beni! Sen hiç bu kadar ben olmamıştın. Ben ölüyorum sensiz, sen yaşa daima! Ülkemin ekonomik sorunları hiç azalmıyor; önceleri her apartmanda bir kişi işsizken, şimdi her evde işsiz var. Anlayacağın durum vahim, ister istemez yüreğim yara alıyor. Seninle yarınlarda mutlu bir yuva kurma hayallerim azalıyor. Zaten sensiz bir yarına ihtiyacımın olduğunu da düşünemiyorum.

Keşke daha hırslı biri olsaydım. Maddiyatı çok olan bir meslek edinseydim. Bu yazarlık hiç bana göre değil. Git-gide anlaşılamayan biri oluyorum. Kimselere anlatamıyorum derdimi, sanki yağlı urganlar boğazımda, mutluluğumu öldürüyorlar gibi…

Hayat ne garip değil mi sevgilim. Sanki her şey bize karşı, ne yapsak ayıp oluyor; komşunun yumurtaları çalmışız gibi bakıyorlar bize. Hem çalsak ne olur ki, sanki tavuklarını öldürdük! Belki aç kaldık, yüzümüz olmadı bir dilim ekmek istemeye, olamaz mı? Her şey ne kadar da çabuk değişiyor. Belki de biz çağ dışı kaldık, belki yanıldık ama hep sevdik değil mi?

Artık aşklar para etmiyor. Etmez tabiî ki de, zaten aşk ne zaman para ile ölçülmüş ki; günümüz hayatında anlayışlar çabuk değişebiliyor, fikirler karmakarışık, hani düzen yok artık! Oysa aşk, güvenmektir, sadakattir, saygıdır, emektir, fedakârlıktır, yaşamaktır, yaşatmaktır… Hiç emek para eder mi? Hiç sadakat para eder mi ki aşk etsin?

Yani demem odur sevgilim! Seni bana yar etmezler. Çünkü onların derdi sömürgecilik; petrol nerede, elmas nerede, lüks âlemler nerede onlar oradalar. Şimdi sıra aşkta! Şimdi sıra bizde sevgilim… Biz yabancı kalmışız her şeye, herkese; günübirlik heyecanların adı olmuş: aşk!

Ben her zaman kendime kızdım. Olmasaydı sonumuz böyle, tutmasaydık bu dünyanın elinden, yem olmasaydık. Ama olmuyor güzeller güzeli, gördüğün gibi, namerde muhtaç kalıyoruz. Hayat çok garipleşti! Ölmeseydi sevgi denen çoban, ölmeyecekti çayırlardaki kuzular… Gel gitme sende, gel terk etme beni! Üç kuruşa satma yüreğini, almalarına izin verme dünyanı, verme…

Artık bu dünyanın çivesi çıkmış sevgilim. Hiç kimseler önemsemez olmuş aşkı, sevgiyi. Sahte ekonomik krizlerle ülkeler mahkûm bırakılmış sefalete. Afrika’nın elması, Arapların petrolü, Afganistan’ın özgürlüğü çalınmış. Bizimse insanlığımızı almaya yeminliler; sen yoksan gücüm yok savaşmaya, elim varmaz mücadeleye. Benim en güçlü silahım sensin. Varlığına adanmış bir yürek var bende, ister ateşle bu asi barutu, gör bak neler öğrenecek bu dünya!

Benim ilk sözüm sanadır, son sözümse doğmamış çocuklarımıza… Daha bugünüme sığdıramazken düşlerimi, yarının hayallerinden medet umar hale düşmüşüm. Zor sevgilim, her şey çok zor! Yarın sana güllerle gelemeyeceğim, kızma olur mu? Ne param var nede para edebilecek bir şeyim. Bir yüreğim kaldı elimde, sana durmadan dualar eden, hayalinle mutlu olan…

Yarın görüşmek üzere güzeller güzeli; bizden, sana…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikKURTULUŞ REÇETESİ
Sonraki İçerikEhliyet Sınavını Kazanmak İçin
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

4 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın