Anne sütü, bebeğin bütün besin ihtiyacını karşılayan ve bebeği enfeksiyonlardan koruyan eşsiz bir karışımdır. Dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren yeni bir hayata uyum sağlamak zorunda olan bebek için gerekli her şey, gebelik boyunca akıl almaz bir sistemle gerçekleşir.

Anne sütü, hamilelik süresince annenin hormonları tarafından hazırlanır. Sütün oluşumu, beyinin ön hipofiz bezinde bulunan “prolaktin” adı verilen bir hormona bağlıdır. Hamilelik boyunca bu hormonun aktif hale gelerek süt üretmeye başlaması, plasenta tarafından üretilen progesteron ve östrojen hormonları tarafından engellenir. Doğum sonrası plasentanın atılmasıyla, kandaki progesteron ve östrojen hormonlarının düzeyi düşer ve süt üretimine katkısı olan prolaktin devreye girer. Hormonlar arasındaki bu akıl almaz haberleşme sayesinde, doğumdan itibaren bebeğin besin ihtiyacını tek başına karşılayan süt, mucizevî bir şekilde tam ihtiyaç duyulduğu anda hazır hale gelir.

Anne karnında mikropsuz bir alandan çıkan bebek, dış dünyadaki enfeksiyonlara karşı oldukça savunmasızdır. Ancak anne sütünde bulunan koruyucu hücreler (antikorlar), hiç tanımadıkları bu mikroplara karşı adeta savaş açarlar. Özellikle bebeğin savunmasız geçen ilk birkaç gününde sütte yoğun olarak bulunan “kolostrum” adı verilen antikorlar, bebeğin vücudunu dış dünyanın olumsuz etkilerinden korurlar.

Çok zengin bir içeriği olmasına rağmen bebeğin en kolay sindirebileceği besin anne sütüdür. Sindirim için fazladan enerji harcamasına gerek olmayan bebek, enerjisini diğer vücut faaliyetlerinde kullanır.

Anne sütünün en mucizevî özelliklerinden biri de bebeğin gelişimi süresince her dönem, ihtiyacı olan besinleri içeriyor olmasıdır. İşin ilginç tarafı, erken doğum yapan annelerin sütünde, bebeğin o dönem ihtiyaç duyacağı yağ, protein, sodyum, klorür ve demir fazladan bulunur. Erken doğan çocuklar için bu durum bir nevi avantaja dönüşür. Zira erken doğan bebekler anne karnında geçirecekleri süreyi, yoğun besin içeren anne sütü ile beslenerek geçirdikleri için göz işlevleri daha iyi gelişir. Yapılan zeka testlerinde de daha başarılı oldukları gözlemlenmiştir. Yine yapılan araştırmalara göre anne sütü ile beslenen çocukların zeka gelişiminin, içmeyenlere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Kentucky Üniversitesi uzmanlarından Jame Anderson’ın, anne sütüyle beslenen bebekler ile biberonla beslenenler arasında karşılaştırma yapan araştırması sonucunda, “anne sütüyle beslenen bebeklerin IQ’larının, biberonla beslenen bebeklere oranla 5 puan daha fazla olduğu” saptanmıştır. Bu araştırma sonucunda, bebeğin zekâsının anne sütüyle gelişiminin 6 aya kadar olabileceği, 8 haftadan az anne sütü emen bebeklerde ise anne sütünün zekâ üzerinde yarar sağlamadığı da belirlenmiştir. Bakiniz..

Bu mucize karışım her ne kadar süt olarak adlandırılsa da % 90 sudan oluşur. Bu çok önemli bir özelliktir. Çünkü bebeklerin besinle beraber suya da ihtiyaçları vardır. Dışarıdan alınan su, savunmasız bebek bedeni için yeterinde hijyen olmayabilir. Ancak anne sütü içen bebek için bu konuda da bir sıkıntı yoktur.

İdeal sıcaklığı ile her an hazır olan anne sütü, içeriğindeki şeker ve yağ ile beyin gelişiminde çok önemli rol oynar. İçeriğindeki kalsiyum da kemiklerin gelişimine katkıda bulunur.

Anne sütünün bir başka mucizevi özelliği ise bebeğin 2 yıl boyunca anne sütüyle beslenmesinin çok faydalı olduğudur. Bilimin yakın zamanda keşfettiği bu gerçeği yüce Rabbimiz Kuran’da “Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler…” (Bakara Suresi, 233) ayetiyle 1400 sene önce bildirmiştir.

Ne bebek hangi besinlere ihtiyacı olduğunu bilebilir, ne de anne bu besini nasıl üreteceğinden haberdardır. Sonsuz ilmi her şeyi kuşatan, her canlının ihtiyacını bilip rızıklandıran yüce Allah, anne sütünü de annenin bedeninde bebek için yaratmaktadır.

Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)

Bir Cevap Yazın