Kâinatı karaya boyayan bir şey görürsem; kimsenin senden haberdar olmadığına şahit olur, onları hiç bilinmeyen yerlerde seni sorarken yakalarsam kesmez miyim ümidimi her şeyden? Zoruma gitmez mi senin ört bas edildiğin gönüllere uğramak? Söylenen ezgiler içinde sana dair bir melodi bulamamak?
Gece çökmüş yağmur gözyaşlarına inat yağıyor. Bir nebze gönül ferahlığına muhtaçken, onu derdine çare yapamamak! Avunmak türlü şeylerle; ama neyle olursa olsun nefes alamamak… Düşünmek derin kuyularda, orada onu bulamadan yaşamak… Gönül soluksuz kalıyor, aşk beyne sıçramış, bir büyük ağrı var kuytularda…

Ortalığa düşmüşüm etrafımda dönüyorum. Bir mıknatıs gibi beni sana çeken yanlarımı seviyorum. Nerde olursam olayım beni telkin eden varlığına inanıyorum. Buralardasın… Kendimi bildim bileli seni duyduğum yerde… Bilmediğimde bile sakın gitme… Sakın gitme benim dışımda bir yerlere…

Senin olduğun yerde huzur vardır… Kendini aşikâr kılan bir duruluk. Bir tat vardır bir derin soluk. Hayat ılık bir melodinin ucunda. Güller kan kırmızısı, yeşilin tonu hiç görülmemiş bir nurdan kesit… Gözler hiç bu kadar anlamlı baktı mı başka gönüllere? Senin varlığın; boşluğundan sürekli tıngırdayan kalplere koskoca bir tehdit.

Ve zaman aşkı yanılttı. Her şeyin ilacı sandık, ona havale ettik sarılması gereken yaralarımızı. Oysa zaman her şeyin ilacıydı, fakat her geçen gün ömürden kayıptı! An kaybından ölürken zaman, son yardımı “zamansız” yaptık… Yaralarımızı sarmadığı gibi, o arada bizi hem oyaladı, hem de kendi yaralarımızı kendimize çevirdi… Ey aşk, sen neye kadirsin ki?

Yokken zaman diye bir kavram; her şeyini ona bağladı bile insan… Şimdi, aşktan mı zamandan mı medet umulur meçhul olsa da; aşkın nereye saklandığı belli olmadığına göre, yine sana geldik zaman… Acıları, çaresizliklerimize, aşksızlığı, açlığımıza katık edip öğrettin sansan da kendini, aşka aç kalpleriyle, bak insanoğlu açtı artık gözlerini…

Açtık açmasına gözlerimizi, ama gördük ki “aşk” bıraktığımız yerlerde değil. Yolgeçen hanı tabirini hak etmiş birçok gönülden düştüğü kesindi. İkinci el sevdaların adamı olup, belki üçüncü, belki beşinci şansımızı denedik başka kalplerde. Her girdiğimiz kalbe “Ey Aşk Nerdesin?” diye sorduk; cevaplar dipsiz kuyulardan geldi ve biz dibe vurduk… Eee alışmak lazımdı; zamansız aşklara rastlayıp, aşksız zamanlar geçirdik…

Aşksızlığa mı yoksa zamansızlığa mı uğradı kalplerimiz bilinmez ama bir yerlerde “ansız” zamanlar geçirdik… Bugün bizim miladımız olsun: Gözümüzün gördüğü değil, gönlümüzün gördüğü olsun. O da olmazsa, her kalbe “aşk olsun…”

-Rüya-

6 YORUMLAR

  1. Çok güzel..Gerçekten çok güzel bir yazı.Her anlamda çok başarılı,çok farklı..Sitede okuduğum en etkileyici yazıydı diyebilirim arkadaşım..Tebrik ediyorum.

  2. Harikaydi, cumleleri ve kelimeleri kullanma yeteneginiz tartisilmaz. 500 sayfada olsa insani okumaktan alikoyamayan bir ritim. Tipki bir muzik ritminde istemsiz hareket eden el, kol, bacak gibi. Okuyani icine ceken bir melodi. Asla bitmesin..

Bir Cevap Yazın