Bugün, burada anlatacağım hiçbirşey hayal ürünü değildir. Hepsi de, bizzat önemli kaynaktan ve en az 3 yıllık "bilinmeyen tarih ve bilinmeyen doğa" araştırmalarımın, bir de, dedeleri "gizem" taşıyan, önemli bilgiler edinmiş eski bir "Özel Kuvvet" mensubundan edinilmiş bilgilerdir.

Bir kaç ay önce okuduğum bir haber, tarihe bakış açımı değiştirdi.Haber de,BBC’den alıntıydı. Haberin içeriği, gördüğü herşeye "yalandır bu" bakış açısı ile yaklaşanlara muhakkak ilginç gelmemiştir. Haberin içeriği ise şuydu; Güney Amerika’da, efsanevi bir Maya Kralının mezarı bulunmuş.Mezartaşı asıl dikkat çeken nokta. Çünkü mezartaşında, büyük ihtimalle mezarı bulunmuş olan efsanevi Kral, çok ilginç bir biçimde yapılmış, muhtemelen havada uçan, mekanik sisteminin ardından jet uçaklarında ki gibi ateş çıkan bir cisme binmiş.Tabi, mezartaşının yapımında şifreli bir biçim uygulanmış. Mezartaşının üzerinde ki şekli oylumlarına göre boyamadığınız sürece, şekli algılayamıyorsunuz. Ancak,çizgilerle tespit edilen oylumları boyadığınız da ortaya bu şekil çıkıyor. Bu,aslında önemli bir keşif olduğu kadar, "eskiler teknoloji de ne kadar ileriydi?" dedirtiyor.

Bu olay kafamı kurcalar iken, "Antartika" üzerinde keşif uçuşu yapan bir ABD’li pilot, kıtanın bilinmeyen Vadilerine girdiğinde inanılmaz olaylar meydana gelir. Pilot’un konuşmaları, tam orjinali olmasa da çoğunluk şu şekildedir;

"Merkez beni duyabiliyor musun?"

"Burada, havada uçan kanatsız ve beyaz renkte, disk biçiminde garip uçaklar var."

Bu konuşmalar, yukarıda da belirttiğim gibi Pilot’a aittir. Ben bu cümleleri okurken, devamına gelmeden kararımı vermiştim. "Tipik bir UFO vakası." Ancak,devamı öyle demiyordu! Okuduğum,pilotun anılarından alınmış olan bu yazı da, başka güçlerden bahis ediliyordu. Pilot’un anlatımı;

"Bu cisimlerle karşılaştıktan bir süre sonra, irtifa kaybetmeye başladım. O an için düşündüğüm, bu cisimlerin yada bunları yönlendiren varlıkların bunu yapıyor olmasıydı."

Bundan sonra Pilotun anılarının devamını sürdüren sayfaların bir kısmı yırtılmış. Ancak,yırtanlar kimdir bilinmez, insanlığa büyük bir hizmet etmiş oluyor! Çünkü, bundan sonra asıl önemli olan anlatıma sahip sayfa yerinde durmakta;

"Huzuruna çıkarıldığım kişi,çekik gözlü ve çok fazla olmamak üzere şişmandı.Bana,dost olduklarını söyledi.Uçaklardan bahsetmeksizin, bana vermesi gereken bir takım sırların olduğunu söyledi. "Neden sırlarınızı bana veriyorsunuz?" şeklinde soru sorduğumda, "Dünya artık bu sırları yavaş yavaş öğrenmeli." "

Bundan sonrasını yazmayacağım. Onlara,alt satırlarda yer vereceğim. Çünkü böylesi daha açıklayıcı olacaktır.

Benim okuduğum bazı tezleri vardı Kazım Mirşan’ın. Gerçi, tez değil çünkü kanıtlanmış olsa da nedense tez deniliyor! Neyse, bu tezlerden yola çıkarak şu tezi oluşturdum;

Var olmuş olduğu ispatlanan Mu Kıtasında,Türkçe yazıtlar bulundu. Bununla beraber, Çin’de ki eski Uygur eyaleti olan Xian’da da bulunan bir takım piramitler tespit edildi. Bu tespiti, Japonlar yaptı. Piramitlerin kapısında, "OT-OĞ" yazdığı öğrenildi.Japonlar, bu konuyu medya kuruluşlarına ulaştırdıklarında,nedense Türk medyası buna ilgi göstermedi! Ancak, bu durumdan haberdar olan Kazım Mirşan, "OT-OĞ" kelimesinin bugünkü karşılığının "OTAĞ" olduğunu tespit etti. Otağ’ın ne olduğunu anlatmama gerek yok diye düşünüyorum. Neyse, benim teorim bundan sonra başladı aslında. Mu kıtasında yaşayan yüksek bir Medeniyet vardı. Nedenini hiç anlayamadığım bir depremden sonra kıta batmaya başladı. Bir takım "Bilge Kişiler" Mu Kıtasında yaşayan Türkleri, sistematik olarak, adanın ulaşılabilir kısımlarından Doğuya ve Batıya kaçırarak kurtarmayı başardı. Asıl olay ise şimdi başlıyor. Türkler ilk defa tarihte,Çin’in kuzeyinde görülmüştür. Bununla beraber, Mu kıtasından kaçırılanların Mu Kıtasının konumuna bakıldığında çıkması gereken yer Çin’in kuzeyidir. Bunlar,Batıya göç ettirilen Türkler’dir. Kızılderililerin Türk olduklarının ispatlanması,bazı kızılderili kabile reislerinin Türkiye’ye gelerek Türk olduklarını ilan etmeside,Doğuya göç ettirilmiş olan Türkler’in Kızılderililer olduğunu anlatıyor bizlere.

Şimdi,Kızılderililer’e dikkatlice inceleme yapalım;

-Kızılderililer, Amerika’nın yerlisi ise, bizimle birebir Şaman inanışları nereden geliyor? Hani bunlar vahşi ve ilkel bir kabile idi?

-Orta Asya’daki, özellikle soylarının bir olduğu düşünülen Yakut Türkleri’nin kutsal saymış oldukları, gökyüzünün simgesi olan Kartal, nasıl Kızılderililer’e geçti?

-Kızılderililer’in dillerine girmiş olan yabancı kelimelerin tarihi tespit edildiğinde, en eski kelimelerin Türkçe olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Kızılderililer’in kendi dillerinde de sayısız Türkçe kelime vardır.

Bunlar göze alındığında, ne kadar gerçek tarihten bi haber olduğumuzu anlıyoruz…

İşte şimdi,en can alıcı konuya değiniyorum. Bahsettiğim kişinin, bana anlatmış olduğu "Agarta" hikayesi! İşte,O’nun anlatımı;

"Dedelerim,Bulgaristan’dan gelmiştir. Orada dergahları vardı. Sanılmasın ki onlar sıradan şeyhler’di. Dergahın kapısında Türk olmayan giremez yazardı. Bu dergahta ki dedelerimin yaşama biçimler, birebir Şamanisttir. Dedem, bana dükkanında ilginç şeyler öğretirdi. Bir gün, bu sıradan köylü dedem, Runik Türkçe ile yazı yazmaya başladığında, ben çok şaşırdım. Ayrıca, bana bugünkü bilimadamlarının bile zor çizebileceği, mekanizmalar çizerdi. "

Bundan sonrası da,Agara’nın hikayesidir;

"Mu kıtasında yaşayanlar, yani dedelerimizin uzayda ki kolonisi Mars’tı. Mu’nun savaştığı Atlantis kıtası ise, Marduk gezegeni ile işbirliği halinde idi. Mu kıtasına, hiç bir zaman üstünlük sağlayamazlardı. Ancak, rahatta durmazlardı. Bir gün, Mu’nun bilge kişileri, bu kişilere son vermek için bir silah geliştirdi. Bu silah, o kadar kuvvetliydi ki, Marduk gezegeni ile Atlanist kıtası sinmişti. Ancak silahın kuvveti çok yüksek olduğundan, doğru zaman da kullanılmadığın da,Mu’nun sonunu getirebilirdi. Bunun için Türkler, doğru zamanı beklemeye başladı. Doğru zaman gelmeden, Marduk ile Atlantis ani bir saldırıya geçti. Panik olan Mu, silahı kullandı. Ve silah, acele ile kullanıldığından, Marduk gezegeninin yanında bulunan bir küçük gezegen isabet etti. Bu gezegen yok oldu. Parçalandı. Parçalarının en büyüğü ise, Mu Kıtası’na düştü. Ve, kaçınılmaz son… Mu Kıtası battı."

Tabi,batarken benim teorimde ispatlanmış oldu. En azından bu anlatılanlara göre. Çünkü bundan sonra benim dediğim gibi Türkler, Doğuya ve Batıya göç ettirildi. Bunları göç ettiren Türkler’de, Agarta dediğim örgüttür. Kendilerini, göç işlemi tamamlandıktan sonra, ellerinde ki teknolojik bilgiler ile yeraltı topluluğu olarak adlandırdılar ve Tibet le Altay dağlarına gizlendiler. Bugün, Brezilya ve Türkiye’de (Niğde) bu örgütün yeraltı tünellerinin olduğu düşünülse de, hala tespit edilememiştir. Bana anlatılan sırlar da, işte Pilot’a anlatılan anlayış ile anlatıldı." İnsanları bilinçlendirme." Tekrar, O’nun anlattıklarına dönelim;

"Dedem, bana Türkler’in 2023 yılında rahat edeceğini söyledi. Ayrıca, Hz.İbrahim’inde Türk olduğu anlaşılınca yer yerinden oynayacak diye söyledi!"

İlginçtir, Türk Devleti’nin önemli yetkilileri de Türkiye’nin 2023 yılında lider olacağını söylemektedir. Keza, Orta Asya’daki en eski kehanetlerde de Türkler için 2023 yılının çok önemli olacağı yazmaktadır. Ancak bu döneme kadar çok büyük bir savaş olacağı, bu savaşta çok sayıda insanın öleceği de söylenir.

"Türkler’i yeniden diriltecek olan Kağan için, Kurultay kurulacak ve o Kağan gelene kadar da geçici birisi Kağan olacak. Geçici olan Kağan’da, Kurultay’da seçilmiş kişilerden oluşacak."

Ben,şahsen konunun başında belirttiğim cisimlerin, UFO sıfatından çıktığını düşünüyorum. Çünkü artık ne olduğunu biliyoruz. "Agarta". Yine, başta ABD ve Rusya olmak üzere pek çok ülke bu cisimlerden rahatsız olmaktadır. Nedenine gelince, UFO’ların istihbarat amacı ile kullanıldığı ve Hitler’in de bir dönem "gizli kaynaktan" edindiği bilgiler ile UFO yaptırdığı düşünüldüğün de, Atlantis’inde boş durmadığını anlamış oluyoruz. En azından ben öyle hissediyorum. Ayrıca, Atlantis öğretisinde ki gibi Hitler’in de kendisini "Şeytanın Askeri" olarak görmesi bir tesadüf müdür? Bence değil. Ancak ne olacağını yine ben değil, tarih belirleyecektir.

ESEN KALINIZ…

1 YORUM

  1. Yusufhan yazın etkileyici, aslında benimde tezlerimle örtüşüyor.AGARTA konusunda herhangi bir tezim yok yalnız ;

    “Ancak bu döneme kadar çok büyük bir savaş olacağı, bu savaşta çok sayıda insanın öleceği de söylenir.”

    İşte bu konudada benim bir tezim var.Bakalım gelecek nasıl şekillenecek.

Bir Cevap Yazın