ABANA İZLENİMLERİ

Merhaba!

Bu sene Kurban Bayramı nedeniyle hepimiz için bir fırsata dönüşen 5 günlük tatili; kış mevsiminde 3 bin, yaz mevsiminde ise 20 bin nüfusu bulunan, 6 km. uzunluğunda kumsalları ve yemyeşil doğası ile Kastamonu’nun en çok turist çeken ilçesi olan Abana’da değerlendirdim.

Çok uzun süredir göremediğim ailemle ve akrabalarımızla bir araya gelmenin derin hazzını yaşarken; Abana’nın bakımsızlığı ve yalnız bırakılması karşısında büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içerisinde kaldım.

Başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere, Türkiye’nin sayılı kültür ve turizm merkezlerinden biri olmaya aday Abana’ya bu denli kötü davranılmasını, bu kadar ilgisiz ve sahipsiz bırakılmasını fazlasıyla yadırgadım.

Belediyecilikteki Başarısızlık

1968 yılından bu yana ilçe olan Abana, görülüyor ki kendisini değerlendirebilecek, Türk Toplumu’na ve Türk Ekonomisi’ne kazandırabilecek yöneticiler tarafından yönetilmemiş. Sanıyorum ki, Abana Halkı da, kendisini geleceğe taşıyacak bir lideri, bir belediye başkanını veya idare ekibini başa getirmeyi becerememiş.

Kuruluşundan bu yana CHP’li olan Abana Halkı ve Belediyesi, geçtiğimiz dönem yapılan yerel seçimlerde AK Parti’den yana bir seçim yapmışlar. Bilirsiniz ki, “yiğidi vur, hakkını yeme” demişler. CHP, Abana’yı kötü yönetti, Abana’yı hak ettiği kültürel ve ekonomik konuma kavuşturamadı ve Abana Halkı da şimdi AK Parti’den umutlu. Ne diyelim, hayırlısı olsun.

CHP’nin yönetiminde bulunan birçok kent ve kasabayı gezmiş ve insanlarını dinlemiş biri olarak söylemeliyim ki, her yerde aynı sorunlar vardı. Evet, CHP yerel idarecilikte başarılı değil. Tarihin önümüze kalın çizgilerle düştüğü bu gerçeği, gezip gördüğüm kent ve kasabalar ile oralarda yaşayan halk da doğruluyor.

AK Parti, belediyecilikte kendisini sürekli geliştiren, halka hizmet getiren, bu hususta geniş görüşlü bir parti. AK Parti yönetimindeki belediyenin, Abana’yı en kısa sürede tarihine ve halkına yakışır bir konuma yeniden taşıyacağını, bir Abanalı olarak ümit ediyor ve bekliyorum.

ABANA İZLENİMLERİ
ABANA İZLENİMLERİ

Turistik Merkez Kimliğinden Uzaklaşılıyor

Abana, az önce de belirttiğim gibi, yaz aylarında nüfusu 20 bin civarında olan bir turizm beldesi. Deniz ile dağlar arasında sadece 100 metre olması nedeniyle havası son derece temizdir. Temmuz ayının son haftasında düzenlenen ve 3 gün süren Deniz Şenlikleri, Abana’nın bilinen en büyük festivali. Bu dönemde birçok sanatçı kasabayı ziyaret eder; gece yaşamı oldukça hareketlidir, kasabada birçok eğlence, bar, kafeterya ve çay bahçesi bulunmaktadır.

Kamp alanlarının, konaklama tesislerinin fazlaca bulunduğu Abana’da, tatil köyü, pansiyon, kiralık ev ve otel gibi tesislerde çok uygun fiyatlara kalmak mümkündür. Bunun dışında gözde yürüyüş sporları için uygun parkurlar da mevcuttur.

Bunun gibi buraya yazamadığımız birçok turistik özelliği bünyesinde bulunduran Abana’nın, hâlâ düzgün caddelere, sokaklara ve kaldırımlara sahip olmamasını şaşkınlıkla izliyorum. Hâlâ Abana’nın niçin basit bir kasaba gibi ziyaretçilere sunulmasını kavrayabilmiş değilim. Birçok özelliği bakımından tamamen turistik bir mekân olan Abana, yine birçok özelliği bakımından bu kimliğinden giderek uzaklaşan ve sıradan bir yerleşim alanına dönüşen bir şehir olma yolunda hızla ilerliyor.

Turizm merkezi ve önemli bir tarihi geçmişi olan bir mekâna saygı, düzgün cadde, sokak ve kaldırımlarla gösterilebilir ancak. Şehir dokusundaki ahenk ve uyum, insanların yaşadıkları mekâna saygılarını ifade eder. Ancak Türkiye’de henüz bu bilincin yerleştiğini göremiyoruz. Türkiye’nin şehirleri hâlâ planlanmaktan ziyade, basitçe ve rast gele inşa edilmektedir. Bu nedenle Türkiye, turistlerden özlem duyduğu ilgiyi göremiyor ve turizmdeki başarısını yükseltemiyor diye düşünüyorum. Sadece kendi halkımıza değil, diğer dünya uluslarının mensuplarına da bir değer sunamıyoruz; tabağımızı gerektiği gibi servis edemiyoruz.

Ben daima caddelerin, sokakların ve kaldırımların, kültürel değerleri en iyi yansıtan ve onların önemini perçinleyen unsurlar olarak gördüm. Gidip gezdiğim her yerde her şeyden önce buralara dikkat ettim ve anladım ki, geleceğin saygın ülkelerinden ve güçlerinden biri olan Türkiye; cadde, sokak veya kaldırım inşa etmekten aciz bir konumda.

Aslında bu hususta Türk Halkı olarak bizler, oldukça cahil kalmış durumdayız. Dünyanın birçok ülkesinde bulunmayan doğal güzelliklerimizi, başta kendimize sunamıyoruz, onların nimetlerinden biz kendimiz yaralanamıyoruz ki, dünya yararlansın! Şunu demek istiyorum:

Bizim şehircilik ve yerleşim kültürümüzde, hâlâ “bakım” yerleşmemiş durumda. İnsanlar evlerine, bahçelerine bakmıyorlar. Estetiği ve görselliği, yaşadığımız çevreye uygulayamıyoruz. Toplumumuza böyle bir bakış açısı, mevut eğitim sistemi ile verilememiş. Ben bu tür basit bakım işlerinin, ekonomik bir konumla alakalı olduğunu asla düşünmüyorum. Bu sadece yaşadığımız çevreyi sevmekle, doğaya ve şehirlerimize saygıyla ilgili bir mesele. Nasıl bir şehirde yaşamak istediğimizle ilgili bir konudur bu ve başlı başına bir başlıkta ele alınması gereken uzunca bir meseledir aynı zamanda. O nedenle şimdilik buraya bir virgül koyalım ve devam edelim…

Tarihi Evlere Yapılan Saygısızlık

Kastamonu, bildiğiniz üzere evleriyle meşhur bir ilimizdir. Abana’da da Türk Mimarisi’nin en güzel örneklerini görmek mümkündü. Artık bu örnekleri, ilçe meydanına yerleştirilen maket evlerden görüyor ve öğreniyoruz. Sadece bu bile, millet olarak bizim en büyük ayıbımız ve bu ayıbımızı meydanlarımıza maket anıtlar koyarak ölümsüzleştirecek kadar bilgisiz ve ilgisiz bir konumdayız.

Birçok kentimizde ve kasabamızda, tarihi evlerimize karşı, yeni yeni sorumluluk sahibi olmaya, onları kültür mirasımıza kazandırmaya başladık. Birçok ilimizde kültürel kimliğimizi korumak için kentsel dönüşüm projeleri başlattık. Ama çok geç kaldık. Abana da, bu gecikmenin bedelini meydanında bulunan maket evler ile ödemeye mahkûm olan yerleşim yerlerimiz arasında yerini çoktan almış.

Birkaç tarihi evi, restore etmişlerse de, birçoğu bakımsızlıktan yıkılmış veya terk edilmiş. Belediyeler veya bu işe bakan kurumlar, bu tür yapıları sahiplerinden satın almalı ve kültüre yeniden kazandırmalıdır. Sergi salonları, konferans merkezleri, toplantı salonları, kütüphane gibi kamuya açık alanlara dönüştürülmeli, turistlerin ziyaretine açılmalıdır. Türk Toplumu olarak bunları yapmayı henüz öğreniyoruz.

Dil Yozlaşması Abana’ya da Sıçramış

En çok üzüldüğüm hususlardan birisi, ses bayrağımız Türkçemize karşı yapılan saygısızlık ve kültürsüzlük hareketinin Abana’ya da sıçramış olmasıdır.

Her ziyaretimde, gerçek bir Türk Kasabası’nda olmanın derin heyecanını yaşardım. Yabancı adlı işletmelerden uzak, tabelaları ve reklâmları Türkçe olan bir kasaba vardı karşımda. Abana’ya gelen her yabancı turistin bu sayede Türkiye’nin turistik bir kasabasında bulunduğunu kuvvetle hissettiğine inanıyordum. Evet, Abana, dili ve kimliği ile misafirlerine kendine has ortamını sunabiliyordu.

Ancak yapılan yeni düzenlemelerle, işletme ve mekânlara yabancı sözcüklerin ve ifadelerin girdiğini gördüm. Örneğin Abana’nın tam merkezinde, meydanda bulunan çay bahçesi, yerini “Cafe”ye devretmişti: “Cafe Has Bahçe Konuk ve Sanat Galerisi.”

Turistlerin yeni bir kültürü, yeni bir dili, yeni bir toplumu görmek üzere ziyaret ettikleri bir kasabada, kendilerine özgü bir dilin veya uygulamanın varlığı ile karşılaşmaları bence oldukça üzücü.

Abana Halkının ve Belediyesinin, turizmi dilimizi aşağılamakla, turistler gibi yazıp çizmekle geliştiremeyeceklerini hatırlatmakta fayda var. Onlar gibi yazıp çizmek, onlara özenmek, kendimizi onlar gibi ifade etmek özenti ve aşağılık hissine kapılmaktan öte değildir. Bu ince çizginin farkında olmalı, kasabalarımızı, işletmelerimizi bu bilince göre düzenlemeliyiz.

Bırakalım ekonomik kaygıları bir kenara. Ben hiçbir zaman “cafe” yazılarak daha çok müşteriye hizmet verildiğini, daha elit, daha üst tabakaya hitap edildiğini görmüş değilim. Bu zihniyetle yapılan yanlışlar, ileride sonuçları daha kötüye ulaşabilecek bir gidişata zemin hazırlıyorlar. Bakınız, İspanya’da bütün tabelalar ve işletme adları, kendi dilleri olan İspanyolcadır. Başka bir dile yaşam hakkı tanınmamaktadır. İspanyolcanın hemen altında turistlerin anlayabilmesi için İngilizce açıklamaları mevcuttur. Ancak Türkiye’de durum farklıdır. Bizler, kendi dilimiz Türkçemizi tamamen dışarıda bırakıp, onların diliyle hitap etmeyi bir gelişmişlik, çağdaşlık, gereklilik olarak görüyoruz. İşte bu büyük yanlıştan ivedilikle dönülmelidir.

(Devam Edecek)

PAYLAS
Önceki İçerikDoğru Makyaj İçin İpuçları
Sonraki İçerikNes (Gece Yeme) Sendromu
5 Şubat 1982’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da, lise öğrenimini Gebze’de (Kocaeli) tamamladı. Öğrenimine, Anadolu Üniversitesi İşletme - İktisat Fakültesi’nde devam etti. Mimari, heykel ve resimle ilgilendi. Liseye başladığı yıllarda edebiyata olan ilgisi arttı ve bu alanda çalışmaya karar verdi (1997). 1998’de Gebze’ye yerleşti. Gebze’de yayımlanan günlük gazetelerde ve bazı dergilerde köşe yazıları yazdı. Marmara Gazetesi’nde Lacivert Kültür ve Sanat Sayfası’nı; Demokrat Gebze Gazetesi’nde Demokrat Günce Kültür ve Sanat sayfası’nı yayımladı. Arkadaşları ile birlikte Gebze Azim Gazetesi’ni çıkardı; gazetenin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü ve tasarımını yaptı. 14 Eylül 2004’te LacivertSanat Kültür ve Sanat Topluluğu’nu kurdu. 1 Kasım 2004’te LacivertSanat internet sitesini açtı. Temmuz 2006’dan itibaren LacivertSanat E-Dergi’yi yayımlamaya başladı. Mayıs 2007’de, iki ayda bir yayımlanan LacivertSanat Fikir Ağırlıklı Kültür, Sanat, Edebiyat, Dil, Tarih ve Toplum Dergisi’ni çıkardı. Çeşitli internet radyolarında edebiyat ve kültür – sanat üzerine programlar hazırlayıp sundu. 01 Ocak 2010’da Türkiye’nin ilk ve tek tematik ağ radyosu Yelken Radyo’yu kurdu. Halen, radyonun yayın yönetmenliğini yapmakta ve program hazırlayıp sunmaktadır. İlk şiir kitabı Yaş, Nisan 2003’te Merhaba Tanıtım tarafından yayımlandı. İkinci şiir kitabı Toz Yanığı, Ağustos 2008’de Ada Yayınları’ndan çıktı. Yazıları, şiirleri ve yaptığı söyleşiler; Ada (Samsun), Ada (Trabzon), Andız, Aykırısanat, Berfin Bahar, Dergâh, Deyiş, Düşle, Ekin Aktüel, Gezgin, Hayâl, Her Şeye Karşın Edebiyat, İmgelem, İspinoz, Kuzeyyıldızı, Mor Taka, Sızıntı, Siyah Beyaz, Şair Çıkmazı, Şehir, Şiir Ülkesi, Taflan, Tay, Türk Dili Dergisi, Ünlem Sanat, Üç Nokta Edebiyat, Yalın Ses, Yaşayan Yarın, Yeniden Siya ve Yeni Yazı dergilerinde; Dünya, Önce Vatan, Marmara, Çağdaş Kent, Demokrat Gebze ile Yeni Gebze gazetelerinde ve birçok yerli ve yabancı internet sitesinde yayımlandı. İstanbul’da yaşamakta olan Selçuk ERAT, Makaleci.Com sitesinde yayın yönetmenliği yapmaktadır.

7 YORUMLAR

  1. Selçuk bey yazınızı okudum haklı olduğunuz konular var. Ama ben haksız olduğunuz konularda eleştirimi yazacağım. Siz haklı olduğunuz konuları anlarsınız zaten…
    Bence sen aklını CHP ile bozmuşun. Bilirmisin ABANA tarihini, Abana’yı iktidar partisi köy yaptı. Daha sonra CHP liler Anayasa mahkemesine gitti. Abana’nın ilçeliği geri verildi.Bilirmisin Abana’yı 1984-89yılları ve 1999- 2004 yılları arasında iktidar partili belediye başkanları yönetti. Abana en çok onların yönetiminde geri kaldı. Yeniside iktidar partili ama zannediyorumki onunda verebileceği çok birşey yok… Abana’ya yapılan hizmetlerin %90 nı CHP’li belediye başkanları döneminde yapılmıştır. Devlet desteği görmeden, kimseden yardım almadan. Bugüne kadar iktidar partilerinin tek yaptığı Abana’ya gelecek olan yatırımların önünü kesmek olmuştur. Şöyle bir karadenizi gezdiğinde kaç tane ilçe gördün Abana’ gibi. Abana bu ilçeler arasında heryönden parmakla gösterilir. İnsanıyla, doğasıyla, kültürüyle, çevre düzenlemesiyle , geçmişiyle güvenlikliğiyle, CAFELERİYLE, her yönden Abana diğer ilçelerden öndedir. Bununda mimarı CHPli yönetimlerdir. En büyük pay ŞEVKET YAZGAN’ındir. Bu senin çok övdüğün İktidar partileri döneminde ne oldu biliyormusun? Abana gibi bir ilçede kendini mafya, kabadayı zanneden tipler türedi. Ama yine bunların hakkından CHP’li yönetim geldi. ve daha niceleri yazmakla bitmez…Çok şükür şimdi bunlar yok…

    Arkadaşım seni tanıyoruz. Yazılarındaki taraflılığınında sebebini biliyoruz. Onlara sorduk. Onlarında haklı sebepleri var. Abana’ya geldiğinde görüşürüz….

  2. Son donemde AKP iktidarinin ne denlis bos ve ulkedeki kaosu arttirdigini gorudm. Ozellikler her yerde grur duydugum T.S.K yani asker ile prim yapmaya calismalari onlarin ne denli yapmacik ve halka oynadiklarini gostermistir.. Herkesin kendi gorusudur, benimkide akp mak bitmistir artik..

  3. selçuk bey siz hem edebiyatccısınz hem akp li burada bir aykırıcılıkvar bence siz in şevket yazkana şahsi kininiz var sizi abanaya davet etmedi diye .sen ne kadar abanayı tanıyorsun senin gibi leri abanayı bu hale götürdü

  4. Bence iktidarlardan çok daha önemlisi insanlar. Bu insanlar uzaydan gelmiyor içimizden çıkıyor. Akp de olmuş Chp de olmuş fark etmez.Partiler insanların yönetim anlayışından çok etki altına alabileceği çevresinde güçlü insanları kabul etmektedir.Dolayısı ile partileri tartışmak ben iyiyim sen kötüsün demek yanlış. Örneğin Gaziantep Hem Chp iktidarını gördü Hem Akp iktidarını gördü Celal Doğan altyapı ve parklara önem verdi.Sanayi şehri olması için çalıştı. Akpde şuanda Gaziantep’te şuanda kültür ve tarih şehri olmak adına elinden geleni yapmaktadır.Sonuçta bunun ikiside olmalıydı bence partiler birbirlerini tamamlayan unsurları içeriyorlar.

  5. @cem = :)) AKP’liler edebiyatçı olamazlar mı, bu nasıl bir bakış açısıdır böyle, son derece komik. ayrıca kimsenin beni Abana’ya davet etmesine gerek yok, ben zaten her sene geliyorum, akrabalarım orada çünkü :D
    @murat = Güzel bir bakış açısı yakalamışsın.
    @ali yücel = iletişim bilgilerinizi yazarsanız, geldiğimde görüşürüz ali bey

    teşekkür ederim yorum yazan herkese.

Bir Cevap Yazın