Ben, o son zamanlarda elinden düşürmediğin vampirleri ya da cennetten kovulmuş meleklerin insanlara olan aşkını ele alan kitapları yazan, okudukça seni hayretler içinde bırakan, iddialı insanlara benzemem. Benim derdim çok başka. Ne vampirler; ne de cennetten kovulmuş meleklerin bir insana olan aşkı umrumda. Bilmiyorum hala vampirler var mı? Cennetten kovulan melekler gerçek aşkı bilirken bunu yeryüzünde arar mı? Bak bunlar muamma! Ama elbette olağanüstü buluyorsun bunları değil mi? Keşke bizimde Edward gibi bir sevgilimiz olsaydı, kilometrelerce uzağa sırtında uçurarak götürse, ölümle her burun buruna geldiğimizde çekip kurtarsaydı. Kehribar rengi gözleri mermer beyazlığında teni ve muhteşem güzelliği ile herkesi büyüleseydi de biz de gururlansaydık… Evet, evet ne güzel olurdu değil mi?

  Bırakalım bunları…  Aşkların imkânlar dâhilinde yeşersin, sevdiğinin güzelliği senden başkasının dikkatini çekmesin. Varsın olsun siz otobüsle gidiverin kilometreler ötesine… Uçmayın yürüyün gitsin… Bırakın ölüm sizi bulsun, dünyaya kazık çakacağınızı ummayın… Tüm bunları okumak hoşuna gidiyor olabilir fakat seçimini yap ya baştan beni bırak ya da Stephen Meyer’ı… 

  Elbette okudum. Piyasada dolanan tüm vampir serilerini belki. Beynimi bu tür kurgularla oyalamak bazen beni rahatlatıyordu.  Bazen de… Kafamı karıştırıyordu. Liseden bu yana dört yüz elli üç kitap okumuşum. Toplasam yirmi kitap sayarım iyi ki okudum diyebileceğim. Peki, geriye kalan dört yüz otuz üç kitap hakkında nasıl bir yorum yapacağım?  O kitapları okumak için harcadığım elektrikten mi bahsedeyim, yoksa uykusuzluklarımdan mı hatta işimi gücümü erteleyip ayırdığım kıymetli zamanımdan mı?  Elimde bir şey yok. Ama şu da var: Yemek ayırt etmeden her besinden yemek… Neden? Hepsinde başka türlü vitamin, protein ve kalsiyum vardır da ondan.  Müspet bir örnek olmuştur umarım. Sonuçta o çıkardığım dört yüz otuz üç kitabı okumasaydım ne elektrikten dört yüz otuz üç TL kar ederdim, ne okumayıp önemli işlerimi yaparak Türkiye’yi kurtarırdım, ne de daha çok uyuyarak biraz daha büyürdüm… Okudum işte. Pişman mıyım? Hayır.

  O zaman konu kapanmıştır. Herkes bulduğunu okumaya devam etsin. Ama birçok güzelim eseri okumakta gecikip, Bella’nın Edward’a olan aşkı ile haşır neşirseniz; karşınıza dikilen edebi içerikli kitaplara da şöyle geç kalmışlığınızı ifade edebilen sağlam bir açıklama yaparsınız artık. Eee, o kadar okudunuz ya iki çift laf edersiniz kendinize…

   Daha da okumam. Niye biliyor musunuz? Geçenlerde büyük övgülerle aldığım kitabın sonu, tahmin bile edemeyeceğim ahlaksız ve olağanüstü bir sonla bitip, içimdeki “yeni ya da genç yazarların” ilgisine kara çaldı da ondan. Yazarın amacı elbette kitleyi kitaba kilitlemekti, eminim çoğumuzu da kilitledi. Ama bende kitap okuyan bir insan isem; iki çift lafım olur: “İnsanlar, saçma şeylere inanırlar. Bu inancın zayıflığını, böyle konularla şişirebileceğini düşünen yazarlar, EQ seviyemizi aşağı çekmekten başka bir şey yapmıyorlar.” Okumanın iyisi kötüsü olmaz diye bir felsefeniz varsa şu andan itibaren ters düşüyor ve burada yollarımız ayrılıyor demektir…  Sanırım üç dakikanın sonuna geldik. Selametle gençlik, Edward’a selam :)

                                                              -Rüya FERHAN –

 

6 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın