Korkuyorum… Dışarıda dev kollarıyla penceremi zorlayan rüzgârdan yola çıkarken, yastığımın altından bile şüphelenip bir yerlere saklanmış olduğunu düşündüğüm her kuytu düşünceden korkuyorum. Hayallerde gerçeklik aramıyorum mesela. Gerçek sandığım hayal olarak çıkıyor yollarıma. Sevdiğim tüm renkleri vişneçürüğüne benzerken yakalıyorum. Çürük kokularından tanıyorum yarım bıraktığım düşlerimi. Tamamlamadan bir başka düşe geçtim diye çürüdüğünü biliyorum. Yaralarını saramıyorum. Kesip atamıyorum komple yok ediyorum. Başka bir düşe diyorum. Kısmet başka bir düşe…

Duyduğum her ses ıssız bana. Boşuna notalar ekliyor, boşuna enstrümanlaştırıyorum. Boşluklarını sıkıca kapatamadan üflediğim flütten çıkan bozuk bir nota gibi tıslıyor melodilerim. Ritmi beğenmiyorum ama bestesi benim…

Tüm bu iç karartıcı durumlar üzerinde düşünerek galeyana gelmeyeceğim diyorum. Yumuşak melodileri üflemeyi, bozuk düş renklerini temize çekmeyi öğrenebilirim. Hayatı pes ettiremez miyim? Eğitim psikolojisindeki bıktırma yönteminden sadece hayat etkilense olmaz mı? Olmazsa da olmaz diye kestirip atmasak… O kestirip atıyor mu yeter bu kadar çektiğin diye. Dur durak biliyor mu? Kurduğu tüm tuzaklara, açtığı tüm savaşlara hep katılmak zorunda olan ay savaşçıları mıyız biz?

Aslına bakılırsa affınıza sığınarak söylüyorum hayata böyle çemkirerek de bir yere varamayız. Gözlerimizi biraz daha, belki biraz daha açmamız gerekecek. Bunu yapabilen kaç kişiyiz bilmiyorum ama bende bunu yapamayanlardanım. Hayatın eksileri ya da bizden eksilttikleri ile o kadar alakadar olmuşuz ki gözlerimizin önünde dönen çoğu güzel senaryodan bihaberiz.

“Sen, değerinle ve düşüncenle iki âleme bedelsin. Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun. Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir”  diyen Mevlana Hazretleri ne kadar da güzel kaleme almış kendimizde fark edemediğimiz değeri… Hoş bu da gözlerimizi açmamıştır bizim. Yaratılan enva-i çeşit güzellik el ele verip karşımızda dans ediyor da bakın biz nasıl gözlerle görüyoruz. İşte bu yüzden “Kurduğunuz en büyük hapishane içinizdedir” diyor Çin atasözleri. İçinizdeki hapishaneden beraat etmedikçe görebildikleriniz görmek istediklerinizle sınırlıdır diye haykırıyor işte her şey… Üç maymun bibloları vardı hatırlar mısınız? Görmeyen, duymayan ve konuşmayan maymunlar… Kendimi onlarla aynı eksiklikleri paylaşırken bulmak istemiyorum. Yastığımın altından dahi şüphelendiğim doğru, inkar etmeyeceğim. Fakat benim bu eksikliklere getirebileceğim alternatifler de mevcut. İyi olacak hastanın, ayağına gelirmiş doktor. Değişime karar verdiğiniz anda beyaz önlüklü, stetoskoplu düşünceleriniz zihninizde yerini alacaktır. Saçmalayabileceğinize ihtimal verin, hatta izin bile. Gecenin bir yarısı uykunuzdan uyanıp, Kuran-ı Kerimden bir sure dinlediniz mi? Üşenmeden kalkıp kendinize bir sucuk ekmek hazırlasanız, sonra dairesel hareketlerle dişlerinizi fırçalayıp ağzınızda hoş bir tat ile uykuya geri dönmeyi deneseniz. Hadi bunları geçtim… Gündüz öğle namazının girdiği vakti takip edip; gece yine o saatte iki rekât teheccüd namazı kılıp dualar etseniz. Şu an zırvalamıyorum “Huzur İslam’da” değil mi sonuçta?

Yapılacak çok şey olduğu kesin. Onca yoldan biri mutlaka huzura çıkıyordur. Adımlamak; anahtarları olacak kapıların, yürümek sonu yolların… Bir şekilde arkasında duracağız zorlukların.

Ben akıl veren biri de değilim aslında. Olamam… Kendi düşlerinizden asın kendinizi. Darağacında sallanan sizin günahlarınız olsun. Kendi ellerinizle işlediğiniz. Başkaları müdahale etmesin hayatlarınıza, hatalıyım, yanlış yoldayım, çaresizim ama hepsi benim diyebilelim. İşte arkasında durmak derken kastettiğim buydu. Başıboş hatalar başkalarının da yollarına çıkabilir. Sizi zarara uğratan fikirlerinizi salıvermeyin meydana. Maazallah bir başkasının fikirlerini de felç ediverir neme lazım…

Sonra yastıklarınızın altından bile şüphe edin sorun değil. Ölüm için; yatınca yastığın altında, kalkınca kirpiklerin ucunda derler; kirpiklerinize de güvenmeyin. Eş, dost da işin neresinde buyurun siz hesap edin…

Kuşkular, bize mutluluğu haram etmeye yarar. Dünyalarımızı yok yere zindan etmenin bir anlamı yoksa şüphenin işe yarayacağı yerlere nokta atışlar yapmaya kalıyor iş. Artık işe nerden başlarsınız bilmiyorum, benim aklım hala yastığımın altındaki korkularda…

Rüya FERHAN

10 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın